Selçuklu İhtişamının Son Durağı: Kösedağ Savaşı
Türk Tarihi'nin dönüm noktaları olan bazı savaşlar vardır. Talas Savaşı, Dandanakan Savaşı, Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul'un Fethi, Preveze Deniz Savaşı gibi bir çok önemli savaşta Türkler'in imzası vardır. Buna benzer savaşlardan olan Kösedağ Savaşı 4 Temmuz 1243'te Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar arasında olmuştur. Bakalım bu savaşın öncesinde, seyrinde ve sonucunda Anadolu Selçuklu Devleti'nde neler olmuştu?
Orta Asya'dan dehşet saçarak batıya açılan Moğol orduları, üzerinden geçtikleri topraklarda kan kusturuyorlardı. Şehirleri yakıp yıkan Moğollar kısa sürede büyük bir imparatorluk haline geldi. Türkiye sınırlarına yaklaşmış olan Moğol ordusunun başkomutanlığına 1241 yılında atanan Baycu Noyan, Babai isyanı dolayısıyla Selçukluların zayıf düşmesini fırsat bilerek 1242 sonbaharında, Erzurum üzerine yürüyerek şehri şiddetle kuşattı ve çok geçmeden de subaşısı Sinaneddin Yakut'un savunduğu şehri işgal ile tahrip etti. Böylece Moğollar, artık istila çemberine Türkiye'yi de dahil etmiş oluyorlardı.
Bunun üzerine, bütün Türkiye'yi hedef alabilecek herhangi bir Moğol saldırı ve istila harekatına karşı önlemler alınmaya başlandı. İlk olarak Gıyaseddin Keyhüsrev, bütün Eyyubi hükümdarlarına elçiler ve değerli armağanlar göndererek Moğollara karşı birlikte hareket edilmesini bildirdi, hatta kendilerine bazı Selçuklu memleketlerini dirlik olarak vereceğini bildirdi ise de sadece vasal Haleb hükümdarı Melikünnasır Salahüddin bu çağrıya olumlu bir cevap vererek iki bin kişilik bir askeri birlik gönderdi. Selçuklu vasalı durumunda olan Ermeniler de 300 atlı gönderdiyseler de sonradan savaşa katılmadan geri döndüler. Sultan, Haleb kuvvetleri ile ücretli Gürcü, Frank ve Kıpçak(Kuman da denir) askerlerinden oluşan 80 bin kişilik büyük ordusunu Sivas'a ulaştırdı. İşbilir ve deneyimli Selçuklu devlet adamlarının ve kumandanlarının " Silah ve yiyecek maddelerinin çok olduğu Sivas'ta kalınmasını, buraya kadar gelip yorgun düşecek olan Moğol ordusuyla savaşa girişilmesini " önerip tavsiye ettilrse de herhangi bir savaşa katılmamış olan birtakım emir ve kumandanların heyecanlı ve istekleri üzerine, sultanın emri gereğince, ordu Sivas'tan hareketle Zara-Su Şehri arasında, savunma bakımından uygun bulunan Kösedağ'a ulaşarak buradaki ovada konakladı.
Öte yandan içinde Gürcü ve Ermenilerin de yer aldığı Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu da Kösedağ'a yakın olan Akşehir yöresindeki ovaya gelmiş bulunuyordu. Yine burada da deneyim sahibi devlet adamlarının ve komutanlarının " Savunmada kalınması " önerisi reddedilerek 20 bin kişilik bir Selçuklu öncü kuvveti, Moğollara karşı saldırıya geçti; göçebe Türklerin savaş taktiğini uygulayan Moğollar, önce sahte bir kaçış yaptılarsa da sonradan süratle geri dönüp karşı saldırıya geçerek Selçuklu öncü kuvvetlerini yok ettiler. Bu durum, ovaya inmekte olan bütün Selçuklu ordusunda da büyük bir telaş ve panik yarattı; bazı Selçuklu kumandanları ordu saflarını terkettikleri gibi, Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev de ağlayarak Tokat ve Ankara üzerinden Antalya'ya kaçtı, hatta İstanbul'a gitme teşebbüsünde bile bulundu. Böylece başsız kalan Selçuklu ordusu, Moğollarla savaşmaksızın dağıldı ve dolayısıyla yenilgiye uğradı ( 4 Temmuz 1243 ).
Öte yandan Selçuklu ordusuna rastlamayan Moğollar, bunun bir savaş hilesi ve taktiği olabileceğini düşünmüşlerse de çok geçmeden durumu anlanmakta güçlük çekmediler. Böylece öncü savaşından sonra 80 bin kişilik koskoca bir Selçuklu ordusu, sultanın korkak ve yeteneksizliği, deneyimli devlet adamlarına önem vermemesi ve taktik yanlışlıkları sebepleriyle, Türk tarihinin hiç bir döneminde bir eşi daha görülmemiş olan perişan bir duruma düştü. Bu sonuç üzerine Moğollar, Selçuklu ordugahından sayısız ganimet ele geçirdiler. Bu kolay ve ucuz zaferden sonra Baycu Noyan, Sivas'a yöneldi. Harezm'de bulunduğu sıralarda Moğol istilasının nasıl acımasızca sürdürüldüğünü bizzat gören Sivas kadısı Necmeddin, şehir ilerigelenleriyle birlikte değerli armağanlarla Baycu Noyan'a gidip itaatini bildirdi, böylece şehir yıkımdan ve kıyımdan kurtuldu, fakat Baycu'nun buyruğuyla, sultanın buradaki hazinesine el konulduğu gibi, şehir üç gün yağma edildi. Daha sonra Kayseri'yi kuşatan Moğol ordusu, emir Samsamüddin Kaymaz ve subaşı Fahreddin Ayaz'ın kumandasında kahramanca direnen şehri, Hajukoğlu Hüsam adlı bir Ermeni'nin ihaneti sonunda, işgal ile büyük bir yıkım ve kıyımda bulundu. Moğollar, Sivas'tan Azerbaycan'a dönerlerken istedikleri altınları alamadıkları Erzincan'ı da tahrip edip büyük kıımlara uğrattılar. Bu korkunç ve dehşet verici Moğol istilası karşısında, Türkiye'den özellikle varlıklı kimseler Haleb'e kaçtılar. Bu arada Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev'in annesi ve öteki aile bireyleri, Haleb'e gitmekte iken Selçuklu vasalı Çukurova Ermeni Prensi Hetum tarafından yakalanıp Moğollara teslim edildiler; öteki Türk kafileleri yine Ermeniler tarafından saldırıya uğrayarak tamamen yağma edilip soyuldular.
Sonuç olarak Moğollar daha önce kendilerini mağlup eden Celaleddin Harzemşah'ı yendiği için çekindikleri Anadolu Selçuklu Devleti'ni savaş yapmadan mağlup etti. Türk ordusu daha önceden görülmeyen bir korkaklık göstererek ilk defa savaş alanından kaçmıştı. Anadolu, Türk hükümdarlar tarafından yönetildiyse de tarihinin en kötü devirlerinden birini yaşamaya başladı; çünkü Selçuklu Sultanlarını adeta iple oynatan Moğollar, Anadolu'da büyük bir istilaya giriştiler. Halk sürekli alınan vergilerle fakirleşti, Moğollar isyan çıkan her yeri yakıp yok ettiler. Devlet, Kösedağ'daki bu hezimetin altından bir türlü kalkamadı ve hızla çöküş içerisine girdi. Nitekim bu çöküş yıkımla sonuçlandı ve Anadolu Selçuklu Devleti tarih sahnesinden indi.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılış tarihiyle ilgili iki görüş vardır. Birincisi devletin son sultanı olan II. Gıyaseddin Mesut'un ölüm tarihi olan 1308'tir. Devrin kaynaklarından Niğdeli Kadı Ahmet eserinde, III. Gıyaseddin'in oğlu V. Kılıç Arslan'ın Selçuklu tahtına çıktığını ve 1318 yılına kadar saltanat sürdüğünü belirtir. Yapılan araştırmalara göre bu durum, Türkiye Moğol Genel Valiliği'ne atanan Timurtaş Noyan'ın Selçuklu şehzadelerini öldürtmesiyle de ilgilidir. Böylece Anadolu(Türkiye) Selçuklu Devleti'nin 1075-1318 yılları arasında devam eden hükümranlık dönemi de sona ermiş oldu.
Kaynaklar:
1-Selçuklu Devletleri Tarihi (1995, TTK Yayınları), Prof. Dr. Ali Sevim ve Prof. Dr. Erdoğan Merçil
















Yorumlar
Yeni yorum gönder