Kendi Ordusu Olan Şirket: VOC
Pzt, 03/08/2010 - 20:54 tarihinde komdosyal gönderdi
Modern dünyanın temel maddi kayım araçlarından olan "şirketleşme", yine modern dünyanın mihenk taşlarından olan sömürgecilik ile insanlık lügâtine girmişti. 15. yüzyılın son yıllarından itibaren müthiş bir patlama gösteren bu "kolay para kazanma ve pis iş ticareti", daha bir asır geçmeden devletlerin resmi politikaları hâline gelmişti. Tabii bu potansiyeli iyi korumak gerekiyordu; sömürgeciliğe çağdaşlarına göre yarım asır geç başlayan İngiltere, bu açığı çabuk kapatacak ve 17. yüzyılın ilk yılında, bu işi resmiyete dökerek Doğu Hind Ticaret Şikreti'ni kuracaktı. Yazımın da ana konusu olan VOC (Verenigde Oostindsche Compagnie), İngilizlerin başlattığı bu furyanın Hollandalılar tarafından devame ettirilmiş hâliydi. 1605 yılında, Hollanda'nın önde gelen zenginleri, Johan Van Oldenbarnevelt isimli devlet adamının etrafında toplanarak, 21. yüzyıl Hollanda'sının bile kaderini değiştiren bir işe imza atıyorlardı; Birleşik Doğu Hind Şirketi (VOC) kurulmuştu.
Büyük Selçuklu'nun Anadolu'nun Fethi Politikası
Çrş, 03/03/2010 - 20:31 tarihinde İbrahim Beyter gönderdiSelçukluların Türkmenlere Karşı İzlediği Siyaset
Selçukluların kuruluşundan itibaren onları uğraştıran en temel meselelerden birisi de Oğuzların göçü ve iskânı meselesidir. Oğuzlar planlı programlı yaşamayı pek sevmezler. Devlete ise zayıf bir bağ ile bağlı olup bağlı oldukları Boy Beyi’nin hükümdara bağlılığı vasıtasıyla merkezle ilişkileri vardır. İşte bu vaziyette oğuzlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü olmayan Hükümdar, Oğuzların kendilerine göre yurt ve hayvanlarına otlak bulma gailesi nedeniyle sürekli hareket halinde olup çoğu zaman yerleşik Müslüman halkın ya ekinlerine zarar veriyor ya da yağma hareketlerinde bulunmalarına rağmen kendi tebaası saymış ve onların bu sorunlarını halletmeye çalışmıştır. Selçuklular genelde bu sorunu şu yolla halletme cihetine gitmişlerdir:
Bir Resmi Tarih Mizanseni: Veda
Pzr, 02/28/2010 - 11:40 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Son günlerde sıkça ismini duyduğumuz bir film var; Veda. Zülfü Livaneli'nin direktörlüğünde ortaya çıkmış bir proje. Aslında 80'lerin aşırı kemalist neferlerinden Livaneli'nin ismini duyunca aklımdan geçmemişti değil şu yüce Atatürk takıntısı. Ancak filmi izledikten sonra görülen o ki, Livaneli yine yapmış yapacağını...
Film epik bir film, Salih Bozok'un hatıralarından oluşuyor. Filmi üç başlık altında incelemek istedim,
- Senaryo
- Oyuncular
- Makyaj vb yan maliyetler
Dikkat: Filmi izlemeyenler için tehlikelidir!
Basit Bir İsyancıdan Çok Ötesi: Şeyh Bedreddin
Per, 02/25/2010 - 18:59 tarihinde Ziyaretçi gönderdi
"Sırrını ifşa eden sufinin sonu ölümdür."
Şeyh Bedreddin
"1420 yılının soğuk bir kış günü, akşamüstü getirildi Seres çarşısına Bedreddin. Kuru bir ağacın yapraksız bir dalına çekilmişti darı, önceden kullanılmış olduğu belli olan kan izleriyle dolu ipi sallanıyordu yavaşça...
Yağmur çiselemeye başlamıştı, idamı görmek isteyen topluluğuun cehennemi andıran hararetli konuşmalarını dindirmek istercesine adeta... Ağır adımlarla geldi darağacının yanına Bedreddin, iki kolunda iki cellâtla. Donuk yüz ifadesini, idam ipi boğazına geçirilirken de bozmamıştı.
Serez çarşısındaki bir bakırcı dükkanının hemen karşısıydı. İdam fetvasının okunması ve imamın uzunca duasının ardından cellât, hareketsiz duran Bedreddin'e üç kere haykırdı; "tövbe et, tövbe et, tövbe et bre kafir!"Cellât sözlerini bitirdiği anda arkasına döndü, Bedreddin'in cevap vermesi beklenmiyordu, klasik İslam idam ritüellerinden biriydi sadece. Ancak Bedreddin'den, sadece darağacına yakın çerilerin duyabileceği bir cevap yükseldi; "netsek, neylesek zaid, gayrı uzatman sözü. Verin ki basak bağrına mührümüzü..."
Az önce çarşıyı cehenneme döndüren kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Hilal bezeli Türk bayrağının asi dalgalanışının çıkardığı sert dalgalanma sesini, Bedreddin'in altındaki rahlenin çekilmesiyle ağzından çıkan "Allah!" haykırışı kesti. Çiseleyen yağmur altında Bedreddin'in cesedi, yavaşça sallanıyordu. Ne garip, o donuk yüz ifadesi, belki de ipin sıkı bağlanmışlığından olsa gerek, Bedreddin'in yüzünde hafif bir gülümseme bırakmıştı..."
*M. Necati Sepetçioğlu'nun Darağacı isimli romanından bir kesit (şahsım tarafından yorumlanmıştır)...*
Sovyet Devi Nasıl Oldu da Çöktü?
Cum, 02/19/2010 - 18:33 tarihinde Melis İlkan gönderdi
Takvimler 26 Aralık 1991'i gösterirken, son 5 yıl içerisinde sancılı bir reform sürecinden geçen SSCB, Gorbaçov'un "Artık yeni bir dünyada yaşıyoruz" açıklaması ile tarihin derinliklerinde yerini alıyordu. Daha birkaç yıl öncesine kadar tüm dünyaya diş bileyen bu muntazam sistem, nasıl olmuştu da bir anda dizleri üzerine çökmüştü?
Nükleerde, uzay teknolojisinde, optikte ve bilumum 21. yüzyıl teknolojilerinde sahnenin ön sıralarında yer alan SSCB, üç çeyrek asırlık mazisini bu tarihte noktalamış; bırakın başkentine, hudutlarına dahi tek bir kurşun atılmadan kendi kendine yok olmuştu. Bu soru yıllarca siyasi otoriteleri meşgul etti; böylesine bir ülke nasıl olmuştu da bir anda buharlaşmıştı?
Atatürk Dönemi Tarih Çalışmaları ve Öğretimi
Per, 02/18/2010 - 00:56 tarihinde kazaklar gönderdi
Tarih, milletlerin dolayısıyla insanlığın hafızasıdır. İnsanoğlunun bütün faaliyetleri tarihin konusu içerisine girer. “ Tarih ilmi insanların zaman ve mekân çerçevesinde husule getirdikleri tekâmül hâdiselerini, bunların şuursuz iptidaî hallerinde, tabiat eserleri yahut mâşeri bir vücudun fertleri ve toplulukları sıfatıyla yaptıkları fiillerinde tecelli eylemeleri itibariyle ; ve mâşeri hayatında mevzuu bahis ayrı hallerde rol ve ehemmiyetleri tayin ve tesbit edilen psikofizik âmillerin teşkil ettiği illî bağlılıklar çerçevesinde tetkik tasvir eder.”
Tarih, bize geçmişteki olayların nasıl cereyan ettiğini öğreterek hali, dolayısıyla kendimizi ve insanlığı tanıtır, böylece geleceğin nasıl olabileceğine dair ipuçları verir. Tarih öğretimi, “yurt sevgisinin beslenmesine yarayan en mühim amildir.” Tarih ilmi kişiye, içinde yaşadığı toplum ile canlı irtibatı olmazsa bir hiç olduğu gerçeğini telkin eder.
Hitler'i Çöküşe Götüren 5 Taktiksel Hata
Cum, 02/12/2010 - 18:20 tarihinde imparator gönderdi
1943 yılına girilirken Nazi postallarının çiğnediği coğrafya, Paris'ten Ukrayna'ya ulaşan devasa bir toprak parçasına ulaşmıştı. Doğu'da 3 milyonluk devasa Alman ordusu Moskova kapılarına dayanmış, Batı'da ise Alman Hava Kuvvetleri Londra'yı havadan ablukaya almıştı. İngiltere ve SSCB gibi iki büyük devi nakauvt etmeyi planlayan Hitler, aynı zamanda Pearl Harbour'da ABD donanmasını denizin dibine yollayan Japon İmparatorluğunu da arkasına almasıyla zaferi iliklerine kadar hissediyordu.
Peki ne olmuştu da, zafere böylesine yakın iken sadece 1,5 yılda tarihin en büyük hezimetlerinden birini yaşayarak Berlin'i dahi müdafaa edemeyecek hâle gelmişti Hitler? İşte, Hitler'in sonunu getiren 5 taktiksel hata;...
Kurtuluş Savaşı'nın Ekonomik Kaynakları
Sal, 02/09/2010 - 01:56 tarihinde Melih Tuncel gönderdi
Türk Tarihi'nin en dramatik anlarının yaşandığı Kurtuluş Savaşı'nda, ordumuzun durumu, düşman ordusundan çok daha vahim bir durumdaydı. Kimi askerimizin ayakkabısı yırtık kimisinin elbisesi, ama hepsini tek bir noktada birleştiren bir güç vardı; işte o güç, Türklerin her daim genlerinde var olan " vatan sevgisi" idi. Trablusgrap Savaşı'ndan itibaren Türk ordusu ve halkı neredeyse aralıksız devam eden savaşlar silsilesiyle çalkalanıyordu. Çoğu savaştan da ne yazık ki mağlup ayrılıyorduk. Türk ordusunun gücünün henüz tükenmediği Çanakkale Muharebelerinde anlaşılmıştı fakat bu güç bütüne yayılmadığından başarılı olamıyordu. Neticede Mondros Mütarekesinden sonra işgale başlayan İttifak devletlerine karşı Türk halkı müthiş bir direniş gösteriyordu. Bu direnişe ordu katılamıyordu çünkü Mondros Mütarekesinin gereği olarak ordumuz terhis edilmişti.
Yavuz Sultan Selim Filmi mi?!
Cum, 02/05/2010 - 20:47 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Duymayanlar için açıklayayım; Yavuz Sultan Selim isminde, başrolde Doğuş (şarkıcı olan) olan bir film gündemde. Fragmanı da duyurulmuş, buradan izleyebilirsiniz.
Aslında fragmanı izleyince herkesin aklında tek birşey oluşuyor, "bu da ne yahu!". Böyle bir film neden çekilir, film ekibinden hiçkimse çıkıp "biz napıyoruz hakikaten" demez mi? Savaş meydanında (ha bir de şu mesele var; adobe'yle falan mı yaptınız şu savaş meydanını yahu) aerobik hareketlerle bağırıp yarıçıplak düşmana saldıran bir sultan var, müzik desen çalıntı, oyuncular ayrı bir komedi.
Yakın Tarihin Karanlık Noktası: Mustafa Kemal & Kazım Karabekir İlişkileri
Sal, 02/02/2010 - 18:45 tarihinde Melis İlkan gönderdi
Tarihi karakterleri çarpıştırmanın basit yollarından birisidir ideoloji. Özellikle Atatürk gibi konularda, bu kült şahsiyetleri tahtlarından etmek için yine farklı bir kült ortaya atılır. Atatürk ve Abdülhamid, veya İnönü ile Menderes gibi.
İşte bu karakter çatışmalarından biri, Milli Mücadele'nin iki büyük komutanı, Mustafa Kemal ile Kazım Karabekir arasında gerçekleştiriliyor son yıllarda. Atatürk'e "din" gibi konularla bel altı altı vuran güruhun başlıca kartlarından biridir Kazım Karabekir.
Peki seksen yıldır bitmeyen bu husumet neydi? Gerçekten böyle bir çekişme var mıydı?
Moğol Kasırgası Hız Kesiyor: Ayn Calut
Çrş, 01/27/2010 - 12:45 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Moğol akınlarının aslında temelde tek bir nedeni vardı; kendilerine itaat etmeyen tüm halkları yok etmek. 13. yüzyılın başlarında, tarihin belki de en ihtiraslı ve idealist komutanlarından Cengiz Han'ın çevresinde birleşen bu saklı kalmış ırk, 20 yıl dahi geçmeden Macar steplerinden Pekin bozkırlarına dek devasa bir toprak parçasına keyifle kurulmuşlardı.
Cengiz Han'ın ölümüne dek akınlar Avrupa, Sibirya ve Uzakdoğu eksenli iken, Cengiz Han'ın ölümü ve ülkenin hanlıklara ayrılmasının ardından özellikle İlhanlı Hanlığı'nın yeni hedefi Ortadoğu ve İslam dünyası olacaktı. Korkma sırası İslam Devletleri'ne gelmişti!
1255'te Moğolların efsanevi komutanı Hülagû, Abbasi Halifesi'ne ve tüm İslam diyarlarına savaş ilan ettiğini duyurdu. Eski Pers, o zamanki Moğol topraklarından yola çıkan yüzbinlerce Moğol atlısının mızrakları, Bağdat'ı gösteriyordu. Akıllarında iki asır önce İslam ordularının Talas'taki katliamı olan hırçın Moğol orduları, Bağdat kapılarına çoktan dayanmışlardı.
Şehir çok dayanamadı; o zamana dek tüm Doğu'nun hem kültürel hem ekonomik açıdan lider şehri konumundaki Bağdat, tarihinde görülmemiş bir katliama uğruyordu. Moğollar üzerine en kapsamlı kitaplardan birini (The Mongols) yazan David Morgan, Hülagû'nün baş tarihçisi Vassaf'ın ağzından şu cümleleri aktarıyor; "Tümşehir, hırçın şahinler gibi uçuşan Moğol atlılarının pençesinde kalmıştı. Her eve girip, yastıkları dahi paramparça ederek altın ve mücevher arayan Moğol orduları, o gün tüm kütüphaneleri de talan etmişlerdi. Nehirlerden oluk oluk kan ve mürekkep akıyordu..." Bağdat böylesine bir zulmü, ancak 8 asır sonraki ABD işgalinde tadacaktı...
Abbasi halifesinin işini bitiren Hülagü, şimdi de gözüne Memlüklü Hanedanı'nı kestirmişti. Kahire'ye giden Moğol elçileri, bilindik "Moğollara boyun eğin" mizansenini oynadyacaklardı. Ancak Memluklu Sultanı Kutuz'un cevabı çok daha netti; Moğol elçilerinin kesik kelleleri Kahire kapılarından halkı bir süre selamladı.
İstanbul'un Fethi ve Sinema Sorunsalı
Pzt, 01/25/2010 - 16:25 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Ünlü yapımcı Faruk Aksoy, geçen Aralık ayında "Fetih 1453" isimli Türk tarih filmini 2010'da gösterime sokacaklarını belirtti. Filmin 300 Spartalı ve Gladyatör gibi filmlerin teknolojileri ile gerçekleştireceğini belirten Aksoy, filmin danışmanlığını ise Halil İnalcık'ın yaptığını söyledi.
Evet, yıllardır Türk sinemaseverlerin hayali olan birşeydi bu; İstanbul'un fethi sinemaya doğru dürüst bir şekilde aktarılmalıydı. Fatih Aksoy'un söylediklerini bu hayalin gerçekleştirileceğini gösteriyor. Şimdi akıllara takılan birşey var; film tarihi gerçekler üzerinden mi hareket edecek, yoksa gişeye oynayarak gerçekleri ikinci plana mı atacak?
Ha bir de filmin 300 Spartalı vâri bir yapıya bürünerek ideolojik yıpratmalara başvurma durumu var.
Peki bizim filmden beklentilerimz neler?
Kuruluşundan Bu Yana ABD'nin Savaş Karnesi
Pzr, 01/24/2010 - 19:55 tarihinde Melis İlkan gönderdi
Amerika... Kimine göre modern dünyanın cumhuriyet kılıflı monarşisi, kimine göre 21. yüzyılın yegane barış elçisi. Özellikle Soğuk Savaş dönemiyle beraber siyasi jargona kattığı onlarca yeni terimle, savaş stratejilerine getirdiği devrim niteliğindeki yeniliklerle, insanlık tarihinin en dehşet verici "imparatorluğu" olduğunu kanıtlayan ABD için bu tartışmaların bir son bulacağı pek düşünülemiyor.
Amerika'nın ne kadar barış veya savaş yanlısı olduğunu anlamak aslında pek de güç değil. Zira ABD'nin savaş tarihini kabataslak incelediğimizde, sadece ABD cephesinde bile 5 milyonu geçik sivil ölümü istatistiklerine rastlıyorsak, aslında yıllardır barış elçisi olarak gösterilen Birleşik Devletlerin, tam tersine bir savaş makinesi olduğu anlaşılacaktır.
ABD'nin günümüzde kendisine çizdiği yol haritasını belirlemek için de, ABD'nin savaş tarihini dikkatle incelemeliyiz. Hangi savaşlara hangi stratejik zamanlamalarla katıldığı veya nasıl bir askeri taktik izlediği, şüphesiz ki ABD'nin günümüz planlarını da deşifre edebilmemizde büyük yardım sağlayacaktır. İşte ABD'nin kısa savaş tarihi;
Selçuklu İhtişamının Son Durağı: Kösedağ Savaşı
Cmt, 01/23/2010 - 12:42 tarihinde Melih Tuncel gönderdi
Türk Tarihi'nin dönüm noktaları olan bazı savaşlar vardır. Talas Savaşı, Dandanakan Savaşı, Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul'un Fethi, Preveze Deniz Savaşı gibi bir çok önemli savaşta Türkler'in imzası vardır. Buna benzer savaşlardan olan Kösedağ Savaşı 4 Temmuz 1243'te Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar arasında olmuştur. Bakalım bu savaşın öncesinde, seyrinde ve sonucunda Anadolu Selçuklu Devleti'nde neler olmuştu?
Orta Asya'dan dehşet saçarak batıya açılan Moğol orduları, üzerinden geçtikleri topraklarda kan kusturuyorlardı. Şehirleri yakıp yıkan Moğollar kısa sürede büyük bir imparatorluk haline geldi. Türkiye sınırlarına yaklaşmış olan Moğol ordusunun başkomutanlığına 1241 yılında atanan Baycu Noyan, Babai isyanı dolayısıyla Selçukluların zayıf düşmesini fırsat bilerek 1242 sonbaharında, Erzurum üzerine yürüyerek şehri şiddetle kuşattı ve çok geçmeden de subaşısı Sinaneddin Yakut'un savunduğu şehri işgal ile tahrip etti. Böylece Moğollar, artık istila çemberine Türkiye'yi de dahil etmiş oluyorlardı.
Oliver Stone Tabuları Altüst Edecek!
Cum, 01/22/2010 - 16:52 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Geleneksel ve statükocu tarihin bir numaralı taktiğidir "önyargı". Tabii bu önyargıları, rejime uygun olması gereken yeni nesile dikte etmek de bir o kadar zekice planlar gerektirir; henüz 7 yaşındaki öğrencilere "şanlı milli tarihinden" bahsetmek, ya da her 4 yılın sonunda ideolojik saplantılarla dolu kağıt parçalarını "sınav" adı altında jenerasyonun önüne koymak...
Neyse, Hollywood denen hadisenin siyasi alt kimliğinden bahsetmek istemiyorum, zira bunu bilmiyorsanız yazının devamını okumanıza gerek yok. Konumuz ise Hollywood'un uzun yıllarca günah keçisi olarak gösterdiği Doğu toplumlarının, Nazi Almanyası'nın ve Komünist sistemlerin, üç Oscar sahibi Oliver Stone tarafından bu kez farklı bir yaklaşımla ele alınması.
Stone, 10 bölüm olarak çekeceği "Gizli Amerikan Tarihi" isimli belgeselinin özellikle Hitler ve Nazi Almanyası üzerine yoğunlaşacağını belirtiyor. Amerikan senatosunun "gizli anayasısından" Hitler hakkında bilinmeyenlere dek birçok saklı kalmış bilgi kırıntısını bizlere sunmaya hazırlanıyor.















Son yorumlar
21 saat 6 dak önce
22 saat 13 dak önce
22 saat 20 dak önce
23 saat 52 dak önce
1 gün 10 saat önce
1 gün 23 saat önce
2 gün 3 saat önce
2 gün 22 saat önce
4 gün 3 saat önce
4 gün 23 saat önce